CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin ile CHP Ataşehir İlçe Başkanı Duran Acar, Ataşehir’deki belediye meclis üyelerinin parti değiştirmesi ve Belediye Başkan Vekili Murat Güneş’in tutuklanmasının ardından açıklamalarda bulundu.
Açıklamalarda başkan vekilliği seçimi, meclisteki siyasi dengeler ve parti değiştiren üyeler ele alındı. Tekin, seçim sürecine yönelik itirazlarını dile getirirken Acar, Ataşehir’de seçmen iradesini savunmayı sürdüreceklerini belirtti.
Duran Acar: “İrademizi kimseye kaptırmayacağız”
Konuşmasının başında altı belediye meclis üyesinin başka partiye geçtiğini hatırlatan Duran Acar, belediye başkan vekili ile iki meclis üyesinin gözaltına alındığını, iki meclis üyesinin adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını ve başkan vekilinin tutuklandığını ifade etti.
Yaşanan süreçten dolayı üzgün olduklarını belirten Acar, şunları söyledi:
“Ataşehir halkının verdiği oya ve ortaya koyduğu iradeye sahip çıkacağız. İrademizi kimseye kaptırmayacağız. Bundan sonraki mücadelemiz de bunun için olacak. Yolumuza devam edeceğiz.”
CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin:
Sevgili İlçe Başkanım, ilçe yöneticilerim, üst kurul üyem ve çok kıymetli, aslan gibi yürekli iki Cumhuriyet Halk Partili belediye meclis üyemiz…
Üç hafta önce İstanbul’daki katılım töreninde de ifade etmiştim: Ya CHP’li gibi davranacaksınız ya da bir an önce CHP’den ayrılacaksınız. Çünkü CHP’li olmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. O rozeti, o onuru, o haysiyeti taşımak çok kolay değildir. Dik duracaksınız, boyun eğmeyeceksiniz.
Maalesef çeşitli ilçelerde sorunlar yaşandı. Her ekranı açtığımızda, sanki Cumhuriyet Halk Partililer ayrılmış, Cumhuriyet Halk Partililer transfer edilmiş gibi haberlerle karşı karşıya kaldık.
Şimdi organize bir siyaset anlayışıyla karşı karşıyayız. Tarihimizin hiçbir döneminde böylesine rezil bir dönem görmedim. Siyaset yeterince lime lime olmuş, toplumun gerçek gündeminden kopmuş; her türlü pisliğe, her türlü rezilliğe bulaşmış.
Yönetici kadrolarında bulunanlar, istisnalar hariç, bir şekilde bu işlere bulaşmış. Kimi imar işine, kimi ihale işine, kimi fon işine bulaşmış. Sadece kendileri mi? Hayır; eşleri, çoluk çocukları, yakınları, kayınvalideleri de…
Geçen gün bir arkadaşımız, sağ olsun, bir çalışma yapmış. Bodrum’daki villaların ve yazlıkların, özellikle siyasetçilerin ve yöneticilerin villalarıyla yazlıklarının kayınvalideleri üzerine kayıtlı olduğunu tespit etmiş. Biz de bir araştırma yapalım dedik.
Neden kayınvalide? Kayınvalidenin başka çocuğu yoksa sigorta niteliğinde oluyor. Başka çocukları varsa yine onun üzerine yapmıyorlar. “Ne olur ne olmaz.” diyerek başka bir arayışa giriyorlar: Yeğen, çoluk çocuk vesaire…
Bu kadar kirlenmiş bir siyasi ortamda milletimiz inim inim inliyor. Yoksulluk, sefalet, işsizlik; özellikle İstanbul’un çeperlerinde yaşanan olumsuzluklar, okullarda yaşanan olaylar ve suça bulaşmış çocuklar…
Devletin resmî makamlarının tespitlerine göre 500 bin çocuğumuz suça bulaşmış. Bakın, çocuk diyoruz. O çocukların okullarda, futbol sahalarında olması gerekirken yeni nesil suç örgütlerine bulaşır hâle gelmişler.
Toplumun dörtte biri sosyal yardıma muhtaç hâle gelmiş. Sekiz ila on milyon insan bağımlı hâle gelmiş. Bunları maalesef ekranlarda, televizyonlarda duymak mümkün değil. Çünkü biz İsviçre’yiz! Televizyonlarımızın tamamı İsviçre televizyonları! Ülke talihsiz; televizyonların bir suçu, günahı yok!
Peki, ne konuşuyoruz? Transferleri.
Şimdi burada sormak istiyorum. Tarihimizin bütün dönemlerine bakın: Parti okulunda yetişen insanlar yönetici vasfını alırlardı. Çoğunlukla ön seçim yapıldığı için, ön seçim doğası gereği en az hata yaptıran yöntemdi.
Sonra tayinli ve atamalı bir dönem başladı. Adeta belediyeler, yöneticilik ve milletvekilliği bir iş bulma kurumuna dönüştü. Herkes herkesle akraba. O, onun akrabası; öbürü, diğerinin akrabası…
Burası iş bulma kurumu mu kardeşim? Nasıl yaptınız? Hangi kriterleri uyguladınız? Hangi yapay zekâyla bu adayları belirlediniz?
Sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin otuz kırk belediye başkanından söz etmiyorum. Gerçekten bir Cumhuriyet Halk Partili olarak içim yanıyor. Kırk bir kurultay delegesi… Bir daha söylüyorum: Kurultay delegeleri partilerin sahipleridir, birer noter niteliğindedir.
Nasıl yaptınız da kırk bir kurultay delegesi AKP’ye geçti? Milletvekili gitti, o gitti, bu gitti… Bu bir nitelik sorunudur.
Şimdi geldiğimiz duruma bakın. Çok büyük laflar ederlerdi: “Millet iradesiyle gelen, millet iradesiyle gider.” Doğru. Tıpkı Kırıkkale’de olduğu gibi… Sizin kalenizi Cumhuriyet Halk Partililer gidip aldı. Neyle aldı? Seçmen iradesiyle aldı.
Seçmenin size vermediği oyla ilgili İzmir’de hamle yaptınız. Niye? Ne oldu? Mesela o belediye başkanına soruyorum: Vahiy mi geldi sana? Ne özelliğin vardı?
Sayın Kılıçdaroğlu’nun bütün uyarılarına rağmen, İzmir gibi bir yerde aslanlar gibi bir sürü belediye başkan adayı varken; Atilla Sertel’den Aziz Kocaoğlu’na, Alaattin Yüksel’e kadar ömrünü Cumhuriyet Halk Partisi’ne adamış, daha çok sayabileceğimiz insanlar varken nereden getirdiniz? Ne oldu? Ne karşılığında? [Kurultay delegelerine ilişkin bu bölüm net anlaşılamıyor.]
Buradan Sayın Genel Başkanıma, Sayın Kılıçdaroğlu’na da sesleniyorum: İvedilikle arınmak zorundayız. İçeride, dışarıda ne varsa… Her arkadaşımız dimdik gezecek. Allah’tan başka kimseden korkmayacak.
İktidardan korkuyorsanız zaten siyaset yapmayacaksınız kardeşim. Gidin, evinizde oturun. Çoluk çocuğunuzu, eşinizi, ailenizi pisliklere bulaştırırsanız iktidarların esiri hâline gelirsiniz. Cumhuriyet Halk Partililer esareti asla kabul etmez, edemez.
Bizim bir sürü yoldaşımız bedeller ödedi. Boyun eğmemek uğruna bedenlerini verdiler.
Arkadaşlar, son iki üç aydır, aslında daha öncesi de var ama özellikle Üsküdar, Adalar ve Ataşehir’le ilgili düşüncelerimi ifade etmek istiyorum.
Bu konuya geçmeden önce, M. C. diye bir itirafçı, itirafnamesinde bir sürü siyasetçinin ismini vermiş. “Aldı, verdi, para vermiş, ihale vermiş…” Okuduğumda çoğunun bildiğimiz şeyler olduğunu gördüm.
Bu itirafname nedeniyle beş belediye başkanı gözaltına alındı ve tutuklandı. İtirafnamede ismi geçen iki belediye başkanı daha var. Bunlardan biri Çekmeköy, biri Tuzla.
Hayırdır? Ne oldu? Bu beş kişi neden tutuklandı? İtirafçının itirafnamesini ciddiye alarak yaptıysanız bunlar neden sizde? Çıkın, açıklayın kardeşim. Ya da o beş arkadaşı bırakın.
İtiraflarınızda var. Tane tane okudum; ihalelerden, kirli siyasetçilere verdiğiniz paralara kadar…
Şimdi bu iki belediye başkanıyla ilgili ciddi bir araştırma yapıyoruz. Ne oldu kardeşim? Bize de izah edin. Tehditle, şantajla siyaset olmayacağını bilmeniz lazım.
Üsküdar’da bir operasyonla, bir dernekte dört kişi satın alındı. Beni mahkemeye verin kardeşim! Siyaset; namuslu, onurlu, haysiyetli insanların işidir.
Elbette partinizle bozuşabilirsiniz. Elbette parti yöneticileriyle farklı düşünebilirsiniz. Ama yapmanız gereken namuslu bir şey var: Göreviniz bitene kadar bağımsız davranacaksınız. Bağımsız yönetici olarak görevinizi tamamlayacaksınız, sonra karar alacaksınız.
Hayır, bunu yapmıyorsunuz. Boyun eğiyorsunuz ve hiçbir şey olmamış gibi pişkin pişkin ekranlarda konuşuyorsunuz.
Bunun büyük bir organizasyon olduğunu fark ettik. Maalesef giden arkadaşlara da haber gönderdik. “Burada büyük bir sorun, büyük bir sıkıntı var. Üsküdar halkının iradesini, normal bir seçim varmış algısıyla karşı karşıya bırakmayalım.” dedik.
İkna edemedik ve maalesef seçim oldu. Ekranlarda bazıları, sözünü ettiğim “beyaz taşlar”ın kim olduğunu merak etmiş. İşte bu haysiyetsizler, bu beyaz taşlar…
Bir kişi fazla olmamıza rağmen seçimi kaybettik. Arka planda ne olduğunu bilmiyoruz. Hangi tehdide boyun eğdiler, ne oldu, bilmiyoruz. Tarihimiz bunu yazacak.
Üsküdar’da bir seçim yapıyorsunuz. Bizim üye sayımız yirmi beş… Pardon, yirmi sekiz. AKP’nin üye sayısı on dört. Yani yüzde yüz fark var ve seçimi kaybediyoruz. Niye?
“Dört turda aldık.” diyorlar. Ne turu be kardeşim? Siz eşkıya mısınız? Ne yapıyorsunuz?
Adalar… Dünya tarihi bunu yazabilir. Seçim yapıyorsunuz; Adalar halkı CHP’ye on belediye meclis üyesi, AKP’ye iki belediye meclis üyesi veriyor. İki üyeyle Adalar’ın iradesine ipotek koyuyorsunuz ve alıyorsunuz.
Biz de seçime girerek bunun suç ortağı oluyoruz. Hayırdır kardeşim? Ne seçimi?
Şimdi aynı durumla karşı karşıyayız. Öncelikle şu anda tutuklu olan belediye başkan vekilimize geçmiş olsun diyorum. Sürecin çok yakından takipçisi olacağız. Namuslu ve dirayetli kaldığı, aslanlar gibi dik durduğu için kendisine buradan selamlarımı ve sevgilerimi gönderiyorum.
Belediye Başkan Vekilimiz Murat Bey’e, gözaltına alınmadan üç gün önce bir iş insanı gelip “Ya AK Parti’ye katıl ya da sorun yaşarsınız.” dedi mi, demedi mi? Bunun cevabını bekliyoruz.
Murat Bey de “Ben ne AK Parti’ye giderim ne de görevimden istifa ederim.” diyor. Bunları yapmayınca gözaltına alıyorsunuz ve gereksiz bir şekilde, organize dosyalarla Murat’ı tutukluyorsunuz.
Bu da yetmiyor. Cumhuriyet tarihimize, Osmanlı’ya, bin yıllık tarihimizin tamamına bakın. Devlet kurumlarındaki işleyişin nasıl karınca misali yürüdüğünü hepiniz bilirsiniz. Ama Ataşehir’de maşallahı var kardeşim!
Bir belediye meclis üyemiz var: Ebubekir Bozkızıl. İmar deyince saçlarım diken diken oluyor ama yapacak bir şey yok. Sadece imar çetelerini kurtarmak adına bir düzenleme yaptılar, adına da “barış” koydular. O tertemiz barış kelimesini de kirlettiler.
Herkesin faydalandığı imar barışından sevgili Ebubekir kardeşimiz de faydalanmış. Ebubekir’i büyük olasılıkla çeşitli tehdit ve şantajlarla ikna edemeyince, imar barışından faydalandığı iş yerindeki kaçağı tespit ederek ilgili işlemi hızla Çevre, Şehircilik Bakanlığı üzerinden iptal ediyorlar.
Kırk sekiz saat içerisinde Çevre ve Şehircilikten geliyor, tutanak tutuluyor, kaymakamlığa gidiyor. Kaymakamlıktan belediyeye geliyor, belediyede encümene gidiyor. Böyle bir hız tarihimizin hiçbir döneminde yok!
Sonra bunların hiçbiri olmamış gibi cumartesi günü gideceğiz ve “Bize bu tuzakları kuran, bu kirliliğin mimarı olanlarla gelin, yarışalım.” diyeceğiz.
Biz bütün bu kirliliğin, bütün bu tuzakların bir parçası olmayacağız. Üsküdar’da da söyledik, Adalar’da da söyledik. Ancak ne yazık ki bizden giden arkadaşları ikna edemeyince akşam fatura tertemiz Cumhuriyet Halk Partisi’ne çıktı.
Sanki o giden şarlatanlar Cumhuriyet Halk Partiliymiş… Evet, Cumhuriyet Halk Partisi üyesiydiler ama Cumhuriyet Halk Partili değillerdi.
Kaldı ki bu sorunların içinde olanların çoğu da ne yazık ki CHP’li değil. Elli yıldır barajın altında kaldığımızda gözyaşı dökenlerin çocukları, aileleri, kızları belediye meclis üyesi olamadı. “Oradan getirelim, buradan getirelim.” dediler. Şimdi de tehditle, şantajla oraya buraya gidiyorlar.
Kısacası ilçe başkanımız, yönetimimiz ve çok kıymetli iki belediye meclis üyemizle aldığımız kararı sizlerle paylaşmak istiyoruz:
Biz bu kirli düzenin bir parçası olmayacağız. Ataşehir halkının iradesine sonuna kadar sahip çıkacağız. Milletin iradesinin gasbedilmesine asla izin vermeyeceğiz.
Burada normal ve hukuksal bir seçim yapılıyormuş algısı yaratılarak yürütülen bu seçimin bir parçası olmak istemiyoruz.
Şunu da söyleyeyim: Üsküdar’da ve Adalar’da da aynı düşüncedeydik ama kamuoyuna açıklamamıştık. Ataşehir’de ise bunu sizlerle paylaşmak zorundayız.
Bizim kişisel düşüncemiz şu: Sayımız az ve bu bir tuzak. Dikkat ederseniz sayıları da neredeyse başa baş hâle getirmişler. Bu seçime girdiğimizde, “beyaz taşlar”la seçimin çok rahatlıkla kaybedileceğine ilişkin bilgiler ve belgeler bizde mevcut. Biraz önce de açıkladık.
Böyle bir ortamda Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu sürecin bir parçası olmayacağız. Ancak bir tartışma yaratmamak adına, [“yeni parti” ifadesiyle kimin kastedildiği net değil] bu riski alıyorsa ve “Evet, biz bu tuzağı bozacağız. Kendimize, sayımıza ve belediye meclis üyelerimize güveniyoruz.” diyorsa bizim de Cumhuriyet Halk Partili olarak aslan gibi iki arkadaşımız var. Oylarını da açık kullanacaklar. Hiç kusura bakmayın.
Tekrar söylüyorum: Bu bir tuzaktır, meşru bir seçim değildir. Gayrimeşru bir seçimdir. Gayrimeşru bir seçimi normal bir seçimmiş gibi göstermemizin doğru olmayacağını düşünüyoruz.
Bizim belediye meclis üyesi sayımız yirmi beş, AKP’nin on iki. İçimizden insanları satın alarak; tehditle, şantajla, dosyalarla baskı kurarak seçime götüreceksiniz ve biz de bunun bir parçası olacağız. Asla böyle bir sürecin parçası olmayacağız.
O, bilinen. Asıl sorun bilmediklerimiz. Üsküdar’da da sayımız vardı. Bilmediklerimiz nedeniyle kaybettik. Adalar’da da bilmediklerimiz nedeniyle kaybettik.
Arkadaşlar, bir ağabeyiniz, bir arkadaşınız, bir dostunuz ve bu partinin kültürünü bilen bir il başkanınız olarak şunu söyleyeyim: Bizim görevimiz bu tuzakları bozmak, millet iradesine sahip çıkmaktır.
Ataşehir halkının ve Ataşehir'in iradesine sonuna kadar sahip çıkacağız…
Üsküdar’ı kaçırdık. Tabii bu, önümüzdeki günlerde başka ilçelerde aynı sorunun yaşanmayacağı anlamına gelmez.
Öyle bir duruma geldik ki belli ilçelerde arkadaşlarımıza defalarca çağrıda bulunduk: “Arkadaşlar, somutlaştıralım. Kim var, neyimiz var, kaç arkadaşımız var?”
Bu süreç, önümüzdeki günlerde parça parça Büyükşehir’e kadar gidebilir. Onun için bugünden itibaren, en azından demokrasi, millet ve seçmen adına bu tuzağı bozmak için daha dirayetli olmanızı bekliyorum.
Bugün hiçbir kabahatimiz, kusurumuz olmaksızın ayrıldınız, gittiniz. Ama demokrasi adına, millet adına, seçmen adına en azından bu tuzağı bozmak için daha dirayetli olmanızı bekliyorum.




