Sürekli Alarm Halinde Yaşamak

Abone Ol

Son zamanlarda sabah uyanır uyanmaz elimiz telefona gidiyor. Yeni bir zam haberi mi var? Bir deprem mi oldu? Dünyada yeni bir kriz mi başladı? Bildirimler, son dakika gelişmeleri, sosyal medya yorumları… Daha gün başlamadan zihnimiz alarm moduna geçiyor. Son dönemde danışanlarımdan sıkça şunları duyuyorum: “Her şey üst üste geliyor gibi.”, “İçimde sürekli kötü bir şey olacak hissi var.”, “Rahatlayamıyorum.”. Aslında bu bireysel bir zayıflık değil; toplumsal bir yorgunluk.

Beyin Tehlike Ayırt Etmekte Zorlanıyor

İnsan beyni gerçek tehlike ile ekrandan izlenen tehlikeyi ayırt etmekte zorlanır. Sürekli kriz haberi görmek, sinir sistemimizi tetikte tutar. Kortizol seviyesi yükselir. Vücut “hazır ol” moduna geçer. Ama sorun şu ki bu hazır olma hali kısa süreli olduğunda koruyucudur. Sürekli olduğunda ise yıpratıcıdır. Sürekli olduğunda uyku bozulur, tahammül azalır, en küçük mesele büyür, kişi kendini “aşırı hassas” sanır. Oysa mesele hassasiyet değil; kronik stres yüküdür.

Belirsizlik Kaygıyı Besler

İnsan zihni en çok belirsizlikten yorulur. Net bir kötü haber bile, belirsiz bir bekleyişten bazen daha az yıpratıcıdır. Çünkü belirsizlik kontrol hissini zedeler. “Ne olacak?”, “Daha kötüye gider mi?”, “Hazır mıyım?” gibi sorular zihinde döndükçe beden de gevşeyemez.

Çocuklar da Bu Hali Hissediyor

Evde konuşulan her kaygı, her kriz yorumu çocukların zihninde yer bulur. Çocuklar her şeyi anlamasa da duyguyu hisseder. Son dönemde çocuk ve gençlerde artan sınav kaygısı, gelecek korkusu ve uyku problemleri sadece akademik baskıyla açıklanamaz. Toplumsal atmosfer de ruh sağlığını etkiler.

Peki Ne Yapabiliriz?

Gerçeklerden kaçmak ruh sağlığını korumaz. Ancak sınırsız maruz kalmak da sinir sistemini yıpratır. Bu yüzden mesele “haberi kapatmak” değil, maruziyeti düzenlemek. Sürekli bilgi almak, kontrol sağladığımız anlamına gelmez. Aksine, çoğu zaman kontrol yanılsaması yaratır. Bu nedenle günde belirli saat aralıklarında, güvenilir kaynaklardan haber almak yeterlidir. Gün boyu bildirim akışına maruz kalmak zihni dinlenemez hale getirir. Özellikle yatmadan önce kriz içeriklerinden uzak durmak, uyku kalitesini belirgin şekilde etkiler.

Kaygı sadece zihinsel değildir; fizyolojiktir. Hızlı kalp atışı, kas gerginliği, mide sıkışması gibi bedensel belirtileri olur. Bu yüzden çözüm de bedeni içermelidir. Düzenli yürüyüş, nefes egzersizleri, spor ya da ritmik hareketler sinir sistemini regüle eder. Beyne “tehlike yok” mesajı gönderir.

Çocuklara karşı da kaygıyı yok saymak yerine, dozunda ve düzenlenmiş şekilde ifade etmek çocuklara model olur. “Endişeliyim ama bununla baş edebilirim” mesajı, çocuk için güven vericidir.

En önemlisi kaygıyı bastırmaya çalışmak yerine anlamaya çalışmak. Çünkü kaygı zayıflık değil, belirsizliğe verilen insani bir tepkidir. Belki de bugün kendimize şu izni vermeliyiz: Her habere yetişmek zorunda değiliz. Her krizi zihnimizde taşımak zorunda değiliz. Ve her an güçlü olmak zorunda hiç değiliz. Zihnimiz de dinlenmeyi hak ediyor.

Klinik Psikolog Hepsen Nur Gürbey